rus escort izmir diyarbet diyarbet ganobet betmarlo sweet bonanza izmir escort bayan https://1baiser.com/escort/paris kayseri escort casino siteleri canlı casino slot siteleri bodrum escortlar online casino india real money casino siteleri Escort London izmir escort bayan alanya escort
DOLAR

20,8864$% 0.38

EURO

22,5027% -0.21

STERLİN

26,1960£% -0.62

GRAM ALTIN

1.320,30%-0,14

ÇEYREK ALTIN

2.217,00%-0,92

BİTCOİN

563006฿%0.61621

Akşam Vakti a 20:36
Sakarya AÇIK 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Abdulkadir Şen

Abdulkadir Şen

25 Mayıs 2023 Perşembe

Abdul Kadir Şen : Özgürlükçü! Saygısızlık!

Abdul Kadir Şen : Özgürlükçü! Saygısızlık!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugüne kadar hep insanlık anlayışımızın merhametimizin misafirperverliğimizin ön planda olduğunu konuştuk yazdık.

Her demokrasi ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de genel seçimler yapılır. Bu hepimizce malum. Geçtiğimiz hafta sonunda kardeşlik coğrafyasına yakışır şekilde halkımız sandık başına gitti ve tercihlerini yaptı. Herkes gönlündekini sandığa yansıttı. Sonuçlar her görüş için hayırlı olsun. Sandığı bir şölen olarak değerlendirenlere kazanmak ya da kaybetmek yok. Ayrıca önemle ifade etmek isterim ki yazım siyasi bir yazı değildir. Yeter ki insanlığımız kaybetmesin

İşte tam da insanlık anlayışımız ve seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kendisini üstün gören bazı gevşek ağızlı, klavye küstahları yine pustukları o kirli yuvalarından çıktı.

Yazacaklarım kesinlikle seçim ve siyasilerle ilgili olmadığını tekrar ifade etmek isterim.

Beni bu yazıyı yazmaya sosyal medyada duyduklarım, okuduklarım teşvik etti. Sosyal medyada neler mi gördüm?

Kısa ve öz olarak deprem bölgesindeki vatandaşlarımıza sarf edilen sözler. Tercihlerini hür iradeleriyle kullanan bölge halkı bu söylemleri hak ediyor mu? Tabi ki hayır. Ama o sözleri sarf eden kendini insan zannedenler en aşağılık hakaretleri hak ediyorlar. Bu cenaha göre sandıkta kendi görüşüyle aynı olmayanlar her türlü musibeti hak ediyorlar öyle mi? Hani sizin insanlığınız, hani sizin demokrasi anlayışınız, hani sizin değerleriniz. Sizler, lgbt ye dahi saygı ve özgürlük için bile savaşmıyor musunuz? Yere batsın böyle saygı ve özgürlük anlayışınız.

Bakın ben siyasi tercihlerinden bahsetmiyorum. Bir tercih yapan bölge halkına toptan hakaret edilmesinden bahsediyorum. Kendileri Kaf dağında Anadolu’nun irfan sahibi insanı maraba. Yazıklar olsun sizin modern dünya anlayışınıza.

Sosyal medya şarlatanlarının birkaç ifadesini elim titreyerek buraya almak zorundayım. Bunları her birinizin gördüğüne inanıyorum. Ancak öfkelerini içlerinde tutamayan bazı hadsizlerin bu ifadelerine yer vermezsem yazım biraz eksik kalacak.

-“Biz sala.. gibi her ay yardım yapıyoruz aç açıkta kalmasınlar diye, haram zıkkım olsun”

-“deprem bölgesinde AKP’nin önde çıkması, keşke daha çok ölseydiniz, bir insanın hiç mi aklı olmaz”

-“……. Umarım aynısını tekrar yaşarsınız”

-“depremzedeler keşke binaların altında kalıp ölseydiniz de seçim ikinci tura gitmeseydi bunlar zaten malum kesim çöp beyinliler

– “Garibanlar, biz size terbiyemizden dolayı vatan haini demiyoruz”

Video çekip depremzede vatandaşlara ağza alınmayacak küfürler edenleri köşeme almaya hayâ ediyorum.

***** *****

Hani ağzınızdan düşürmediğiniz bir cümle var. “Toplumu ayrıştırıyorlar”. Artık ben de yazımın geri kalanında bir depremzede gözlüğü ile ayrıştırıcı olanlara seslenmek istiyorum.

Siz insanlıktan nasibini almayan, yüzlerine tükürülesi zavallılar. Kendinizi istediğiniz kadar üstün görün. Anadolu insanının ince ruhuna asla sahip değilsiniz ve onlardaki feraseti anlayamazsınız. Siz şımarıklığın ve kibrinizin esirisiniz. Karşınızdakinden sürekli saygı görmeyi bekleyip hakaret etmekten zevk alan aciz ve hasta ruhlu insanlarsınız. Belki de bu yüzden hep kaybetmeye mahkûmsunuz. Her görüşün değeri mutlaka vardır. Ama dikkat edin “görüş ”ün diyorum. Hakaret ettiğinizde, karşındakini küçümsediğinizde, saygısızlık ve terbiyesizlik yaptığınızda bir “görüş” sahibi olmuyorsunuz.

Siz bunları söyleye durun asil insanımız nezaketinden hakaret etmeden düştüğünüz çukura düşmeden size yine güzel mesajlar vermeye devam edecektir.

İşte size bir örnek

Kahmanmaraşlı bir depremzede bir twit atmış. “Depremde 1 şişe su almıştım. Ankara belediyesinin standından. Haram edenlere iletirsiniz” diyerek su parasını banka yolu ile göndermiş. Üstelik dekont’unun fotoğrafını da paylaşmış. Artık o parayla alınan suyu buzdolabında soğutup içersiniz.

Ben sadece yaşanan seçimin ardından deprem yaşamış insanlara bunu reva görüp alkışlayanlara karşı duruşumu belli etmek için konuyu gündeme getirdim.

Unutmayın ülkemiz birlik içerisinde olduğu müddetçe daha çok seçimler görecektir. Artık hepimiz kazanırken ve kaybederken birbirimize saygı duymayı öğreneceğiz. Farklı mecralarda bu tür paylaşım yapanları biraz insaf, biraz izan, biraz hayâ (tabi varsa) biraz da terbiyeli davranmaya davet ediyorum.

Kimsenin kimseyi hakir görmediği, saygısızlık yapmadığı güzel ve aydınlık geleceğimiz olsun. Kalın sağlıcakla

Devamını Oku

Tarih Tekerrür Eder Mi?

Tarih Tekerrür Eder Mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Artık bizler de yakın geçmişi konuşacak yıllarımızı yaşıyoruz. Aklımız başımızda ve düşünebiliyorken yakın geçmişi hatırlamanın faydalı olacağını düşünüyorum. Zira geçmişten ders almayanlar yarınlar için nasıl sağlıklı planlar yapabilir.

Tam iki yıl önce dünyada Covit-19 salgını nedeniyle evlerimize kapanmak zorunda kalmıştık. Bu süre içerisinde, bahçesi olanlar bahçesinde, bazılarımız evdeki kütüphanesinde, birçoğumuz internette ve TV karşısında zamanımızı geçirdik. Bu süreçte yeni çekimler yapılamayınca TV kanalları nostalji kuşakları yayımlamaya başladılar. Her birimiz eski dizileri, eski haberleri seyrederken bir tuhaf olmadık mı?

O dizilerde ve haberlerde asfaltı olmayan yollar, günlerdir sıra bekleyen emeklilerin çilesi, doktor için geceden girilen sıralar, ilaç kuyrukları, pislikten mide bulandıran hastane odaları, akaryakıt istasyonunu andıran su dolum istasyonları, derdini anlatmakta muhatap bulamayan vatandaş, devlette dönen rüşvet çarkları, başörtü sorunları, her an ekonomik krizler gibi konular işleniyordu. Bunlar o günlerin konuşulması en normal konularıydı. Bugün o konuların geçtiği nostaljik diziler izlenirken içimizden “Ne günler yaşamışız” demedik mi?

İnsan çiğ süt emmiştir. Vefası azdır ve çabuk unutur.

Biz de ülkede yaşananları çabuk unuttuk. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür demiş Muallim Naci.

Sonra ülkede bir değişim oldu. Yaşanan bu değişimi bizler galiba tam olarak içimize sindiremedik. İsterseniz geçmişte yaşadığımız, unutulmaya yüz tutan sadece bir konuyu bugün beraberce hatırlayalım.

Başörtüsü. Hani gençlerimizin karanlık ikna odalarına çekildiği utanç meselemiz. Dün gibi hatırlıyorum. Kızım dünyaya geldiğinde kendi kendime “Okumak isterse başörtülü olarak nasıl okuturum” diye sormuştum.

Sonra gerçek bir devrim yaşandı bu ülkede. Bazıları kabul edip görmese de yaşandı devrim. Öyle diyor bir şiirinde Necip Fazıl “Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek. Ve bir devrim, evvelâ devrimi devirecek”. Belki o beklenen büyük bir devrim değil. Ama büyük bir değişim. O dönemlerde başörtüsü için mücadele eden gençlik, artık mücadelesiz okumaya başladı. Hatta o günlerde kışlanın etrafında gezinmesi mahsurlu görülen başörtülü bacılarımızın çocukları bugün askeriyede başı kapalı görevler almaya başladı. Üstelik yılda iki defa da başörtüsü ödeneği alıyorlar. Bazı yaşanan gerçekleri görmüyor ve unutuyoruz.

İlk günden bugüne 21 yıl gibi uzun bir zaman geçti. Ama II Abdülhamit’i göndermek için mücadele edenlerde, “33 yıldır yeter” diye haykırıyordu. Onlar başardılar ve II. Abdülhamit gitti. Yaşanacaklar yaşandı, çok sürmedi.

Onun muhalifi olanlar bir bir pişman oldular. Pişmanlıklarını dahi söyleyip yazamadılar. Onlardan belki de sadece Rıza Tevfik Bölükbaş uzunca bir şiir kaleme aldı.*

Balık suyun içindeyken suyun kıymetini bilmezmiş. Gözümüzün önünde yaşanan onca değişim varken ben sadece bir tek değişimi yazmak istedim.

Son günlerde savunma sanayine dair yaşananlar, dış politikalar, sağlıktaki gelişmeler, Uzay teknolojilerindeki gelişme, otomotiv sektöründeki gelişmeler, sağlıkta yaşananlar, yol, köprü, tüp geçit yatırımları, nükleer enerji, terörle yapılan mücadele, bazıları kabul etmede fikir hürriyeti, yaşam tarzımızdaki değişim. Bu listeyi uzun uzun yazabilirim ama görmek isteyene biri bile yeter. Görmek istemeyenlere ise önyargılarından kurtulmaları için dua ederim.

Her şeye rağmen eksiklikler, hatalar, yanlışlar yok mu? Var. Ama çiçek bahçesinde ayrık otu da diken de sülük de olur.

Biz nasılsak başımızdakiler de öyle oluyor. Ben, ezan sesinden rahatsız olanlara karşı inanç sistemimizi destekleyenleri, müze olsun diye gayret edenlerin yerine Ayasofya’yı camiye çevirenleri desteklemeyi, tüm hatalarına rağmen uygun buluyorum.

Mehet Akif ne de güzel söylemiş.

“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Eksikleri hep başkasında görme hastalığından kurtularak kendimizdeki hatalarla yüzleşmeliyiz. Vesselam

Rıza Tevfik’ten Ulu Hakan Abdulhamid Han’a Pişmanlık Şiiri

Nerdesin Şevketli Sultan Hamid Han,
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına…
Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan!..
Bizdik utanmadan iftirâ atan,
Asrın en siyâsî pâdişâhına…
“Pâdişah hem zâlim, hem deli…” dedik,
“İhtilâle kıyâm etmeli…” dedik;
Şeytan ne dediyse biz “Belî…” dedik;
Çalışdık fitnenin intibâhına.
Tahkîre yeltenip tâc ü tahtını
Denedi bu millet kara bahtını,
Sınadı sillenin nerm ü sahtını…
Rahmeyle sultânım, sûz-ı âhına!..
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sâde deli değil, edepsizmişiz:
Tükürdük atalar kıblegâhına!..
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıkdı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!..
Bunlar halkı didik didik etdiler,
Katliâma kadar sürüp gitdiler.
Saçak öpmeyenler secde etdiler…
Bir âsî zâbitin pis külâhına.
Bugün varsa yoksa ……. …..
Şöhretinde herkes fuzûli dellâl,
Âlem-i mânâdan bak da ibret al
Uğursuz tâlihin şu gümrâhına…
Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lânetle anılan cebâbirenin
Rahmet okutdu bu en küstâhına.
Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldânın şen sabâhına.
Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türk’ün rûhu zorla âsi göründü,
Hem Peygamber’ine, hem Allâh’ına…
Sen hafiyelerle dem sürdün ancak,
Bunlar her tarafa kurdu salıncak…
Eli yüzü kara bir sürü alçak
Kemend atdı dehrin mihr u mâhına…
Bu itler – nedense – bana salmadı,
Bahalıydı başım, kimse almadı,
Seyrandan başkaca iş de kalmadı
Gurbet ellerinin bu seyyâhına…
Hoş oldu cilvesi Cumhûriyet’in,
Tadı kalmamışdı Meşrûtiyet’in,
Deccala zil çalan böyle milletin
Bundan başka çâre yok ıslâhına…
Lâkin sen Sultân’ım, gavs-ı ekbersin,
Âhiretden bile himmet eylersin…
Çok çekdi şu millet, murâda ersin:
Şefâat kıl şâhım, meded-hâhına!..

Rızâ Tevfîk Bölükbaşı

Devamını Oku

Abdulkadir Şen’in Kaleminden “EDEP” Yazısı

Abdulkadir Şen’in Kaleminden “EDEP” Yazısı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eski medreseler, kabristanlar ve tekkelerin girişlerinde “Edep Ya Hu” yazısı insanları karşılardı. Bu kısa ve öz mesaj “ilim” öğrenmek için gelenlerin hoca görmeden aldıkları ilk ders olurdu. Hani Yunus Emre demiş ya “Gezdim Halep Şam, Eyledim ilmi talep, Meğer ilim bir hiçmiş, İlla edep illa edep”

Edep, toplum töresine uygun davranma, iyi ahlak, incelik, terbiye anlamını taşımaktadır. Günlük konuşmalarımızda hemen her gün telaffuz ettiğimiz “Edep” ten uzaklaşan bir toplum haline gelmeye başladığımızı söylemek istiyorum. Tabi bunu gençlik yaşlarından biraz uzaklaşmaya başlayan bir birey olarak yazıyorum. Bu yazıyı yazarken de Edep ve Ahlak anlayışının dönemsellik içerdiğini bilerek kaleme aldım. Bundan 50 yıl önce yaşam tarzı ve anlayış ile bugünü mukayese etmek istemiyorum. Ama ahlaki yozlaşmayı da görmezden gelmeyi doğru bulmuyorum.

Küçüğün büyüğe olan saygısızlığını değişen hayat şartlarına sığınarak açıklayamayız. Farklı görüşler içerisinde olan insanlar birbiri ikna etmek yerine hakaret ve küfürlerle ulu orta konuşmasını da değişen şartlara bağlayamayız. Ayrı düşüncede olmanın bir zenginlik olduğunu, kazanç olduğunu konuşacağımıza bağırarak, hakaretler ederek karşısındakini sindirmeye çalışan bir toplum haline geldik. Her şey zıddı ile kaimdir derdi büyükler. Anlaşılan günümüz, bu sözün gereği olarak edebi edepsizden öğrenme çağı haline geldi. Her gün tv kanalları birbirine bağıran çağıran kadrolu konuklarla daha da seviyesiz hal almaya devam ediyor. Her tartışma programı bir öncekine göre daha bağırıp haklı çıkma çabası yaşayan konuklarla dolu. Ve bunların yaptıkları iyiymiş gibi medyanın her ayağında reklamları yapılıyor. Oysa biz güzellikleri, iyiliği yaymakla mükellef insanlarız. Biz duygusal bir toplumuz ve tartışmalarımızın dahi bir seviyesi ve sonucunda örnek kararları olmalı. Hayvani bir saldırganlıkla yozlaşan bir topluluk olmak ne kadar utanç verici. Oysa insanı hayvanattan ayıran ise edeptir.

Hoşgörü adı altında değerlerimizden o kadar uzaklaşmaya başladık ki, saygı, sevgi edep, ahlak, terbiye gibi kavramlar her geçen gün yitik mallarımız haline gelmeye başladı. Yetişen neslimize güzel ahlaki örnekleri sunacak olanlarda bizleriz. Yaptığımız her hareket, bize bakanlar için örnek teşkil edeceğini unutmadan hareket etmeliyiz. Ağzımızdan çıkan her sözün karşılığında iyi ya da kötü örnek alınacağımızı bilmeliyiz. O yüzden sözlerimizi ve hareketlerimizi hep kontrollü ve güzel örnek anılacak şekilde yapmalıyız. “Edeple geldik, Lütufla gidelim”.

Biz Müslüman bir toplumuz. Eksiklerimizle, hatalarımızla, gelenek ve göreneklerimizle inançları olan güzel bir toplumuz. Birbirimize olan saygımızı sevgimizi kaybetmeden karşımızdakinin din kardeşimiz olduğunu, kültürel geçmişimizin bir olduğunu unutmadan davranmalıyız. Hayata hem kendimizi hem de muhatabımızı motive edecek şekilde konuşmalıyız. Hayatımızı bizi örnek alacakları güzel davranışlarla süsleyerek örnek olmalıyız. Özellikle salgın hastalığın ardından evlerine kapatılarak ruh halleri bozulan insanlar olarak en çok pozitif konuşan, güzel tavırlı ve agresif olmayan arkadaş ve dostlara ihtiyacımız var. Maalesef yaşadığımız hayat çok farklı şekillerde bizi demoralize ediyor. Tarih bize nice güçlü toplumların ahlaksızlıkla yıkıldığını buna karşılık omuz omuza vererek kardeşçe kültürüne ve inançlarına bağlı kalanların ayakta kaldığını defalarca göstermiştir. Biz “Sizin En Hayırlınız, Ahlâkça En Güzel Olanınızdır” nasihatinde bulunan bir peygamberin ümmetiyiz. Biz hep güzel gelecek hayal ettik. Bu dünyada da ahirette de.

Kalın sağlıcakla…

Devamını Oku

Katar, Dünya Kupası Ve Paranın Gücü

Katar, Dünya Kupası Ve Paranın Gücü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaklaşık 12 yıl önce Katar’da yapılmasına karar verilen turnuva için Katar 2022 başlarında tüm hazırlıklarını tam ve eksiksiz olarak bitirmişti. Turnuva öncesi özellikle Avrupalılar bu organizasyonu merakla bekliyorlardı. Acaba Katar bu işi becerebilecek miydi? Eksikler bulunup eleştiriler yapılacak mıydı? Öyle ya Katar bir Ortadoğu ülkesiydi ve bu işin altından nasıl kalkacaktı. Açıkça eleştiri için umutlananlar turnuvanın sonunda pek de istedikleri ortamı bulamamış olacaklar ki, kimse ciddi bir eleştiriyi dile getirmedi.

Katar bu iş için çok ciddi bütçeler ayırarak yaklaşık 300 milyar dolar harcama yapmıştı. Bu para ile birçok ekonomik olarak sömürülen ülke bütçelerini düzeltebilir. Haberlerde duyduğumuz “Afrika’da insanlar açlıktan ölüyor” haberleri ortadan kaldırılabilir. Ama biz işin bu yönü ile ilgilenmeyip biraz pozitif yanlarına bakmaya çalışalım.

Öncelikle güce tapan batı dünyası yine kendisine yakışan gibi davranmış.

Katar organizasyonla ilgili bazı kurallar koymuş. Mesela belli zamanlarda, belirli yerlerde alkol kesinlikle yasaklanmış. Buna bazı ülkeler ses çıkarmaya kalkınca da FIFA Başkanı Gianni Infantino, “Dünya Kupası’nda aldığımız her karar, Katar ve FIFA’nın ortak kararıdır. Şahsen günde 3 saat alkol içemezseniz hayatta kalacağınızı düşünüyorum”

Eğer bu açıklamayı bir Müslüman yapsa kıyamet kopardı. Ama açıklamayı yapan FIFA başkanı bir batılı olunca kimseden ses çıkmıyor.

****

Katar, bir başka yasak daha getirerek maça çıkan takım kaptanlarının kollarında “One Love” yazılı, eşcinsel sapkınlarla dayanışma göstermeyi planladıkları kol bandını takmaları da yasaklandı. Bu yasak ta paranın gücünü arkasına alarak uygulamaya koyuldu. O kol bantları turnuva boyunca takılmadı. Çok da iyi oldu. Oysa Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İsviçre, Galler ve İngiltere nin kaptanları kol bandında bu yazı ile çıkmak istiyorlardı. Favori olan bu ülkeler hem yasaklara uymak zorunda kaldılar hem de teker teker elenerek kupaya veda ettiler.

——

Ülkesinde bir milyondan fazla futbol izleyicisi ağırlayan Katar güzel uygulamalara devam etmiş.

Her stadın koltuklarına çanta içinde 7 dilde çevrilen Kuran-i Kerim mealleri bırakılmış. Statların içerisinde namaz kılmak için yapılan şeffaf mescitler ile namaza dikkat çekilmiş. En güzel ezan okuyan müezzinler getirilip ezan sesi sevdirilmiş. Böyle güzel uygulamalar neticesinde 2000 den fazla Gayri Müslim İslam’la şereflenmiş.

Ayrıca Londra’da yaşayan ünlü bir Hırvatistanlı futbol taraftarı ilk defa Katar’da taharet musluğu görmüş.

David Vujanic, adındaki taraftar attığı tweet’te taharet musluğunu çok beğendiğini söyleyerek, “Katar’da 1 aydır tuvalet su pompalama şeyini (taharet musluğu) kullanıyorum… İngiltere’de/Avrupa’da sadece tuvalet kâğıdı kullandığımız için kesinlikle dehşete düştüm. Bu şimdiye kadarki en iyi şey adamım” dedi.

Sonraki tweet’inde ise, “Fransa’da bir kere kullanmıştım. İyiydi ama çok büyüktü. Bu ise basit, işlevsel ve yüksek basınçlı ufak bir şey. Kolayca uyarlanabilir. Londra’ya döndüğümde yatırım yapacağım. İfadelerini kullandı.

Yani bir bakıma Katar’da batılılara temizliğin nereden başladığı da öğretilmiş. Bu açıdan bakıldığında kimin daha pis olduğu da ortaya çıkıyor.

Gelelim kupa maçı sonrası Arjantin kaptanı Messi’nin kupayı alırken giydiği yerel kıyafete.

Bize ne oluyorsa İskoç eteği giyilince alkış tutuyoruz ama Katar emirinin giydirdiği geleneksel bir pelerin olan bisht giyerse tenkitler yağdırıyoruz. Üstelik bu tenkit Arjantin’den değil ülkemizden. Vay efendim koskoca Messi niye o kıyafeti giymiş. Sanki onun giydiği kıyafet buradaki efendiyi gerdi. Fe sübhanellah …

Tabi bu yazdığımız pozitif ayrımcılıktaki notlar 300 milyar doları aklayıp üstünü örterek temize çıkarmak değil. Onun üzerine konuşulmaya, yazılmaya başlasak sayfalar yetmez. Ama biraz da olayın güzel yanlarını konuşalım istedim.

Bu arada eğer ekonomik gücünüz varsa batının sizin önünüzde nasıl diz çöktüğüne de dikkat çekmek isterim.

Ümmet ekonomide, siyasette, ticarette bir araya gelebilme becerisini gösterse batıl zihniyetin hayat hakkının olmadığı gün gibi aşikârdır.

Sağlıcakla kalın.

Bu yazı www.crbhaber.com da yayımlanmış ve sitemiz kaynak  göstererek almıştır.

Devamını Oku

9 Aralık’ı Unutma! Kadim Şehir Kudüs.

9 Aralık’ı Unutma! Kadim Şehir Kudüs.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Peygamberler diyarı, medeniyetler beşiği, kadim şehir Kudüs.

Yavuz Sultan Selimin fethinin ardından dört asır Osmanlı adaleti ile yönetilen mahzun şehir Kudüs. 09 Aralık 1917 yılında hazin bir şekilde İngilizlere teslim edilen ve o günden beri huzuru arayan Kudüs, 105 yıldır esaret altında.

Ümmetin yitik şehri Kudüs.

Müslümanların ilk kıblesi Kudüs.

Mekke ve Medine’nin ardından gelen şehir Kudüs.

Uzaklardan özlemle bakıp mahzun kalplerimizde yaşattığımız prangalı şehir Kudüs.

İsrail devletinin işgali altında zulüm içinde inleyen Kudüs.

Bir yanda esaret altında imtihan edilen Kudüslü Müslümanlar.

Diğer yanda kalbi Kudüs’ten uzakta varlıkla imtihan edilen Müslümanlar.

Ve bir yönüyle direnen şehir Kudüs. Güçlüye karşı duruşuyla, taşı ve sapanıyla direnen Kudüs.

Kudüs’ün özgürlüğe kavuşması için ümmet olarak her birimizin üzerine düşen görevler var. Kudüs’ün zulüm altında nasıl inlediğini tüm dünya görüyor. Ama kimse gayretini ortaya koymuyor veya çok cılız seslerle konuşuyor. Bu arada bizler de konu ile ilgili ferdi olarak neler yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Bir yanımız Kudüs derdi ile yanmalı. Bakın 9 Aralık tarihi bir gündür. Asırlarca huzur beldesi olan Kudüs’ün Osmanlı’nın elinden çıktığı günden bu güne neler yaşadığı ortada.

Her birimiz bulunduğumuz platformlarda küçük bir gayret koyup Kudüs’ü gündeme getirmeliyiz. Cep telefonlarımızda onca grupları harekete geçirip kelebek etkisi oluşturabiliriz. Bizim bu yaptığımız Kudüs davasına ne kadar katkı sağlar onu bilemem ama durduğumuz yerin neresi olduğunu gösterir. Biz mazlumdan yanayız ve zulmü alkışlamıyoruz.

Biz elbet kazananın Kudüs olacağına inanıyoruz. Ama Kudüs kazanırken biz de kaybetmeyelim.

***

Ve Dua.

İçten ve samimi olarak dua.

Allah’ım bize önce şuur ver, bilincimizi artır. Düşmanın silahından daha iyi silahlanarak adaleti sağlamayı nasip et.

Müslümanlar olarak bir araya geldiğimizde, Kudüs’ün mahkûmiyetinin biteceği inancını bize ver. İnandığımızda bunu başaracak güç ve kudrette olduğumuzu kalplerimize ilham et.

Allah’ım yıllarca zincirlerinin kırılmasını bekleyen Ayasofya’nın cami olduğunu gösterdiğin gibi Kudüs’ün de esaretten kurtulduğunu görmeyi bizlere nasip et.

Amin. Amin. Amin

Bu yazı www.crbhaber.com da yayımlanmış ve sitemiz kaynak  göstererek almıştır.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.