Site Rengi

DOLAR 7,3980
EURO 8,9908
ALTIN 441,41
BIST 1.540
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya 18°C
Sağanak Yağışlı
Sakarya
18°C
Sağanak Yağışlı
Sal 20°C
Çar 17°C
Per 5°C
Cum 9°C

Fahri Tuna, Muharrem Dayanç’ı yazdı.

Fahri Tuna, Muharrem Dayanç’ı yazdı.
21.12.2020
107
A+
A-

Fahri Tuna, Muharrem Dayanç’ı yazdı. Araştırmacı yazar Fahri Tuna, Geyveli Edebiyat Profesörü Muharrem Dayanç’ı kaleme aldı.

İşte Fahri Tuna’nın Muharrem Dayanç’ı anlattığı yazısı;

Portre / Fahri Tuna
Üretken Profesör.

https://www.kislacay.com/nagihan-akin-ozel-direksiyon-dersi-verilir/

Yirmi dört saat, üç yüz altmış beş gün, bir ömür edebiyat profesörü.

Bakışı gülüşü kızışı; ağlaması gülmesi sevinmesi; üzülmesi sitemi coşkusu; hayatı edebiyat olan adam.

Herkesle her şeyle ilgilidir. Edebiyata dair her şey ilgi alanına dahildir.

https://i.hizliresim.com/4VI8IZ.png

Gizli bir terazi taşır kalbinde. Bir kuyumcu titizliğiyle ölçer biçer her şey, notunu verir ama, kırmadan dökmeden, zarifçe açıklar sonucu. Ondan zayıf almak bile mutlu eder insanı çoğu kez.

Ben Muharrem Dayanç’ı sevdim, yalanım yok. Sevdirdi kendini. Edebiyat bizim işimiz! Edebiyat bizden sorulur hâfız! edası olmadığından belki de. Yıllar yıllar önce bir gün bana, biz akademisyenler edebiyat memurlarıyız. Siz yazarlar ise edebiyatı yapanlarsınız dediğinden belki de.

Sevgi izah edilemez. Açıklanamaz. Eyvallah. Ama Muharrem Dayanç’ı sevmemin nedeni – azıcık ucundan – izah edilebilir, kanaatindeyim: İçine insanlığın biraz fazlaca kaçmış olmasından.

Samanlı Dağlarının Sakarya Nehri kırığının dibinde konuşlan(dırıl)mış bir Gürcü köyünde, Karaçamda doğup büyüyor o. Gözünü açtığında üç şey görüyor: Nehir, asfalt, tren yolu. Ve sarp dağlarla çevrili bir boğaz tabii. Köyün bakkalı Selahattin Amcamızın yedi kızı var, iki de oğlu Muharrem ve Rıdvan. Evde Batum doğumlu, Türkiye’ye çocukken gelmiş, şehitlerin kız kardeşi Şuşe Babaanneyle her olaya en az beş mani döktüren Emine Ana var bir de. Dokuz kadın arasında büyüyen bir çocuk tasavvur edin. Gününün yarısı okulda, diğer yarısı okuluyla yarı kapı bir, adeta köy ilkokulunun kantini hükmündeki bakkalda geçen bir erkek çocuğu. Akşamları imeceler, gaz lambası altında gizemli muhabbetler… Yarı masalsı bir çocukluk onunki.

Hayatı binbir zorlukla geçmiştir, evet. Geriye dönüp bakınca bu binbir zorluğun nedeni çok açık aslında; o iyi bir akademisyen olsun diye: İlkokulu üç öğretmende tamamlıyor. Orta bir Geyve’de, iki üç Adapazarı’nda. Önce İmam-Hatipli, okkalı bir tokat sonrası Ticaret Lisesi’ne nakil. Tam da burada Ertan Gökmen, aslında Muharrem’im bizim okula benle tanışıp arkadaş olmak için geldi, bunu da başardı yani diyecektir, doğrudur, bu iddia ona çok yakışır doğrusu. Sonra edebiyat fakültesini bir miktar üçüncü başkentimiz Edirne’de okuyuş, sonra başkentler başkenti İstanbul’da bitiriş. Sonra sonra, Sait Faik’i yetiştiren Ada topraklarından Yunus Emre’nin davetine uyarak eskimez şehir Eskişehir’de, Osmangazi Üniversitesi’nde bir ömür edebiyat dervişliği. Edebiyat akademisyenliği ama Yunusca, Yunusla, Yunusda. Bakmayın her gün on sekiz saat tebessüm içinde baktığına yeryüzüne, arada bir dellendiği, Seyit Gazi olup kükrediği, arada bir Nasreddin Hoca olup mizahla gürlediği de olmuyor değil. Şahidiz. Şahidiyiz. Yakışıyor da bu ona. Suyundan havasından olmalı Eskişehir’in. Eyvallah. Sonra da ver elini İstanbul. Medeniyetimizin başkentinde nereye gidebilir bizim edebiyat profesörümüz? Medeniyet Üniversitesi’ne elbette. Öyle de oldu.

Kadim medeniyetimizin yılmaz savunucusu, yaşayıcısı, yaşatıcısıdır Muharrem Dayanç. Edebiyat üzerinden, edebiyatla, edebiyatça elbette. Her sözünde her yazısında her paylaşımında görürsünüz bunu. İliklerine dek hem de.

Ülkemizin en doğusundan Batum’dan gelmiş bir ailenin Adapazarı’nda doğup büyümüş (burada bilerek onun çok sevdiği ‘Sakarya’ demedim, Sakarya bir milyon kırk bin nüfuslu sıradan bir il, Adapazarı Kafkasya’dan Balkanlara yüzbinlerin huzur yurdu bilip yerleştiği, sokaklarında hâlâ on yedi dilin konuşulduğu bir kültür başkentidir, Sakarya’dan on kat yüz kat daha büyük, geniş ve derindir), Edirne ve İstanbul’da okumuş, Eskişehir’de çile çekmiş, Bosna’da demlenmiş, ve nihayet… En nihayetinde hak ettiği yer olan İstanbul’a avdet etmiş bir güzel yürek, bir zengin gönül, bir bilge kalemdir Muharrem. Bihakkın.

Bin yıldır Türkçe üzerinden bir medeniyet oluşturduğumuz Anadolu ve Urumeli’nin iki ucunu toplayıp ortasında (Sakarya, Eskişehir, İstanbul) düğümlemiş bir edebiyat mücahididir o. Müdafii. Müceddidi. Bihakkın.

Dündür en çok. Bugündür. Unutmayın, yarındır da! Göreceksiniz.

Birinci sınıf bir edebiyat akademisyenidir. Profesör olmak için çalışmamış, okumamış, öğrenmemiştir. Okudukları, öğrendikleri, biriktirdikleri onu profesör yapmıştır. Bihakkın profesör.

Muharrem Hoca’ya, -özellikle dikkat ediyorum,- profesörlüğü sonrası daha bir ballandıkça ballandı yazıları. Daha özgür daha özgün daha özerk yazıyor, notlar düşüyor, paylaşıyor. Ne güzel. Diğerlerine de yol olsun, örnek olsun inşallah.

Hayat serencamı çok zengin ve farklıdır: Köyde doğdu, önce ilçede sonra vilayet merkezinde okudu. Yaşadı. Çalıştı. İstanbul and İstanbul. Büyüdü. Büyükşehirde şimdi. Bozulmadı zinhar. (Bıyıklarını boğazın yeline kaptırdığını saymazsak.)

Halktan profesör. Halkçı edebiyatçı. Halkın içindedir. Halkla iç içedir daima. Profesörlüğünü de hatırlamaz, biri hatırlatmasa.

Dünyanın her şeyiyle ilgilidir. Hayatın her şeyiyle ilgilidir. Edebiyatın her şeyiyle ilgilidir. Oysa akademisyenler kendi ilgi alanı dışıyla ilgilenmez diye bilinir dünyada.

Onu bir gün Eskişehir’in bir köyünde yer sofrasında bağdaş kurmuş görürsünüz, bir gün Alia’nın mezarında Fatiha okurken. Bir gün Karaçam’da dut tepesinde öbür gün gönlündeki yeşil-siyahı giyinmiş Sakaryapor maçında, diğer gün Islama köfteyle kabak tatlısını taam eylerken lezzet cennetinde. Hayatın bütünüyle yirmi dört saat, üç yüz altmış beş gün içindedir.

Daima güler yüzlüdür, daima iyimserdir, daima iyi niyetlidir. Ama torpil geçmez. Neyse onu söyler.

Mütevekkildir. Anadan mütevekkil hem de. O her şöyle bir hayalim var anne dediğinde inşallah de oğul, inşallah de diyen bir anadan.

Yunusça bir tevekkülün ardından ve bize Eskişehir düştü. O büyük Hazret, imdadımıza yetişti. Sıkıntılar üçgeninden sonra, o Pîr’in halkasına dâhil olduk. O pîr, nefes verdi, el verdi, kanat gerdi bize der Muharrem Dayanç bir yazısında. Ve ekler; bize Eskişehir düştü. Doğrudur. Bir doğru daha var, onu da ben ekleyeyim: Evet evet, Muharrem’e en eski şehir düştü sonunda. İstanbul düştü. Son İstanbullu o.

Kelimeler onun sermayesi. Sevgilisi. Kelimeleri seviyor. Kelimeler ve kitaplar, onun dünyası. İnsan, insanı, insan olduğunu unutmadan yaşıyor, yazıyor o dünyasında. Herkesin ekmeğini taştan topraktan çıkarttığı yerde o kitaptan çıkartıyor, evet!

Hele uşaklar, hele bağa bi bakun, ben bu dünyanun yolcusumuyum? Diyecek kadar naif, içten ve muziptir de. Kim ne isterse, – vakti varsa eğer -, yerinmez verir; yazar, söyler konuşur. Cömerttir.

O, akademiyadaki umudumuzdur bizim.

Muharrem Dayanç; adım adım bilgeliğe doğru yol alan edebiyat dervişimiz o bizim.

Yunusca yol alan hem de.

https://www.ihlasvakfi.org.tr/
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.