Site Rengi

enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp
DOLAR
15,8769
EURO
16,8435
ALTIN
942,56
BIST
2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya
Açık
26°C
Sakarya
26°C
Açık
Cumartesi Açık
27°C
Pazar Yağmurlu
21°C
Pazartesi Az Bulutlu
22°C
Salı Açık
25°C

Muharrem Dayanç ”Bayram Var Bayram İçinde”

Muharrem Dayanç ”Bayram Var Bayram İçinde”
01.05.2022 00:04
0
A+
A-

-Annem’e-

Çocukluğumda, gençliğimde sevdiklerimin yanı başında neşe ve coşku içinde geçirdiğim mutlu ve huzurlu bayramlardan sonra farklı bayramların da olduğunu yaklaşık bir yıl kaldığım -uzun süreli ilk gurbette- Bosna’da fark ettim.

Fark etmek böyle bir şey zaten, alıştığınız konfor alanından diriltici esintileri bağrında saklayan zorlu bir yola gireceksiniz.

Baş ucunuzda bulmaya alıştığınız her şey ve herkes uzaklarda kalacak. Böyle zamanlarda bir köşeye oturuyor, kendinize doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Bir de bayramsa, gurbetteyseniz, yalnızsanız, kapı zilinizin bile çalma ihtimali yoksa…

Hüzünlü duygular içinde geçirdiğim gurbetteki ilk bayramda tuttuğum günlükten iki alıntı/hatıra ile bu bayram yazısının kapağını açmak istiyorum.

İlki Boşnaklara mahsus bir bayram adetini içeriyor. Benim Bosna’ya ve bu topraklarda yaşayanlara duyduğum sevgiyi daha da kalıcı hâle getiren bir ritüel bu. Gördüğümde çok şaşırmış hatta mutlu olmuştum, umarım bu duygu size de geçer:

“Bugün gurbette geçirdiğim ilk bayram. Kurban Bayramı’nın ikinci günü. Şükür ki dün yaşadıklarımı bugün anlatmaya fırsat buldum. Gurbet zor, gurbette bayram daha da zor. Daha önce yaşamadık ki bilelim bu buruk tadı. Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Namazdan hemen sonra annemi aradım. “Konuşamıyorum oğlum.” dedi, konuşamıyordu, ağlıyordu, telefon kapandı, fazla söze ne hacet.

Güzel, ılık ve uhrevî bir salı sabahı. (Aklımda Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiriyle “Ezansız Semtler” adlı yazısının sonunda, Büyükada’da yaşadığı toplum- aydın yabancılaşmasını imleyen anekdot.) Biraz da içimizdeki merak hislerinin tutuşturduğu ateşle Zenica Sultan Ahmet Camisi’ne doğru yola çıkıyoruz.

Sabahın erken saatleri. Yol çok da kısa değil ama olsun.

Yürürken görüyoruz ki Zenica (Bosna’da görev yaptığım şehir) bayramı bizden önce yaşamaya başlamış.

Bir kere daha seviyoruz bayramı bayram gibi karşılayan Boşnakları.

Zenica’daki kapalı pazarın hemen yanında bulunan Koçevska Camisi’nin (Diğer adı Süleymaniye) önünden geçerken sabahın bu saatinde cami önüne tezgâh açıp renk renk çiçekleri bu tezgâha yerleştirmeye, dizmeye çalışan bir seyyar satıcıya takılıyor gözlerimiz.

Aman Allah’ım iç dünyam aydınlanıyor, zenginleşiyor.

Eşlerine, kızlarına, çocuklarına, unutur muyum hiç annelerine hatta savaşta kaybettiklerine çiçek götüren Boşnaklar tahayyül ediyorum zihnimde.

Çiçekle, gülle başlayan ve devam eden bayram. Bayram namazından çiçekle dönen eş, baba, kardeş…” (16 Ekim Çarşamba, 2013. Kurban Bayramı’nın ikinci günü)

İkinci hatıra yine bayramla ilgili fakat bu seferki yaşanmışlığın içinde öğretmenlik var, öğrencilik var, Tevfik Fikret var, yetim çocuklar var, merhamet var, hüzün var.

Hatta, eleştiri var.

Boşnak öğrencilerle işlediğimiz bir dersten sonra, derste ele aldığımız şiirle, şairle ilgili düşüncelerimi içimden geldiği gibi yazdım. Söylediklerimde ne kadar isabet ettim ne kadar haklıyım bilmiyorum ama hatalar ve eksikler de olgunlaşmaya, insan olmaya dâhildir:

“Dersteyiz. “Halûk’un Bayramı”nı işliyoruz. Tevfik Fikret şair fantezisiyle oğluna, “Çıkar üstündekileri” diyor, “Şu fakire ver, o da giyinsin, sevinsin, süslensin.”

Hey Allah’ım şairin derdine bak!

Önce şiiri okuyalım:

 

Baban diyor ki: “Meserret çocukların, yalnız

Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle;

            Fakat sevincinle

Neler düşündürüyorsun, bilir misin?… Babasız,

Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi

Sıyâh-ı mâteme benzer terâne-i ıydi!

Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;

Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;

Biraz güzellensin

Şu rûy-ı zerd-i sefâlet… Evet, meserrettir

Çocukların payı; lâkin senin sevincinle,

Sevinmiyor şu yetîm, ağlıyor… Halûk, dinle!”[1]

Şair fantezisi dedik, yenisini alıp vermek varken Halûk’un üstüne geçirdiği bayram giysilerini ondan çıkartıp yetim/öksüz çocuğa vermek, her iki çocuğu da üzüntüye boğmaz mı? Biri biraz önce giydiklerini çıkaracak, diğeri onun çıkardıklarını giyecek.

Çocuğu tanımıyor Fikret, ruhuna inemiyor bu narin varlıkların.

Fakirliği hiç yaşamamış. Çaresizliğin insan ruhunda açtığı gediklerden haberi yok. Yaşamayan bilmez.

Bütün kelimeleri tek tek izah ederek anlatmaya çalışıyorum şiiri Boşnak gençlere. Konu elbette bayrama geliyor. Bayram coşkusuna, sevincine, neşesine ve madalyonun diğer yüzü olarak elbette bayram hüznüne. Bosna’da yetimlikten, öksüzlükten bahsedilir mi? Aman Allah’ım, babası şehit düşmüş bir öğrencim (Edin), tek cümleyle dersi bitiriyor:

-Bu bayram, herkes babasıyla gitti bayram namazına, ben yalnız gittim.

Çaresizliği gördüm ve sustum.” (4 Mart 2014)

Bu kadar Bosna hatırası yeter, devam edelim.

Belli bir yaştan sonra “yeniden” yaşamayı öğreniyor insan.

Yeniden yemeyi öğreniyor. (Perhiz, az yemek, gece yememek…)

Yeniden yürümeyi öğreniyor. (Spor yapmak, sağlıklı yaşam için her gün yürümek…)

Yeniden konuşmayı öğreniyor. (Çevresindeki insanlar azaldıkça kelimeler daha bir kıymete biniyor, eskiden öylesine kullanılan sözcüklerin içine incelik siniyor, ruh siniyor…)

Yeniden yazmayı öğreniyor. (Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen mürekkebin koyu rengi gittikçe soluyor, uçuyor…)

Yeniden sevmeyi öğreniyor. (Fırtınalı bir elli yıldan sonra geride kalanlara sımsıkı sarılıyor…)

Bu öğrenme hayatın her ânını her yanını kuşatmaya başlıyor.

Öylesine başlıyor ki gökteki yıldızları ilk defa görüyormuş gibi büyük bir şaşkınlıkla bakıyorsunuz gökyüzüne.

Karıncayla, börtü böcekle ilk defa karşılaşıyormuş gibi tüm canlıların ana yurdu olan toprağa ve onun hiç eksilmeyen misafirlerine kulak kabartıyorsunuz daha bir içtenlikle.

Birçok yazara, şaire, sanatçıya ilham veren “yeniden” ifadesi sözlüğünüzün ilk kelimesi oluveriyor.

Bütün bu öğrenme ve özleyişler geçmişe ve çocukluğa dönüş değil, uzun bir yaşanmışlıktan sonra hayatın, insanın, sözün darasını düşmek biraz da. Arınmak bir nevi, kendini gerçekleştirmenin önünde duran her engelden.

Bayramları, bir süredir, hayatımdan eksilen insanlardan yola çıkarak kodlamaya başladım.

O yüzden çocukluğumdaki, gençliğimdeki neşe ve coşkunun yerini hüzün almaya başladı. Önce yetim-öksüz büyüyen ama tek kalmanın kendisini daha da güçlü kıldığı sevgi pınarı babaannem eksildi hayatımdan.

Sonra hiç beklemediğimiz bir zamanda sığındığımız güvenli liman babam dönüşü olmayan yola çıktı. Daha geçen yıl bayramları dizinin dibinde geçirdiğim annem cennet kuşu oluverdi.

Gurbette bayramın yanına annesiz bayram da eklendi. Bunun tarifi yok.

Ve içimde hiç dinmeyen düşüyormuş hissi.

Geçmişteki bayramlar gözümün önünde geçit töreni yapıyor.

Aklıma arife günü geliyor. Bayramdan bir gün önce mezarlıklara gidilir, ölmüşler hayırla ve duayla yad edilirdi. (Bayramın bize kazandırdığı temel duygulardan biri ölü ile yaşayan ayırımını ortadan kaldırmasıdır.

Aramızda olmayanlar eşyaya/mekâna sinmiş ruhlarıyla ve hatıralarıyla yanı başımızdadırlar mesela.) Ev içi ve dışı bayramın ruhuna göre donatılır, temizlenir, pirüpak edilirdi.

Ev baklavaları yapılırdı. Bayram sabahı camiye gitmeden önce bir dilimini bütün nazlanmama rağmen annemin ağzıma koyduğu el emeği göz nuru baklavalar.

Tıklım tıklım dolan cami, yeni aldıklarını giyerek gelen çocukların birbirine caka sattıkları yere dönüşürdü.

Büyükler de dolaplarındaki en yeni en güzel elbiselerini giyerdi ama özellikle küçüklere/çocuklara yeni giyecekler; ayakkabılar, pantolonlar, gömlekler almak adettendi.

Bayram namazından sonra havanın durumuna göre ya cami içinde ya da avlusunda sıraya geçilir ve bayramlaşılırdı.

Köyün aksakallıları başa geçerler, yaşça küçük olanlar onların elini öper ve dualarını alırlardı.

Bu büyük bayramlaşmadan sonra herkes evine dağılır, bayram sevinci dalga dalga köye yayılırdı.

Evde sizi mükellef bir kahvaltı sofrası beklerdi.

Ailenin bütün fertlerinin aynı sofra etrafında buluşması, bayramın belki en çok beklenen/sevilen tarafıydı.

Harçlıklarla cepleri her zamankinden daha çok para gören çocuklar, o güne kadar alamadıklarını alır, içemediklerini içer, yiyemediklerini yerlerdi.

Hatta bu durum bazen şehir merkezinde kurulan lunaparklara gitmeye kadar varırdı.

Gençler futbol, voleybol turnuvaları düzenlerdi.

Spor da insanları kaynaştıran bir bayram ritüeliydi…

Hayatı bir süreliğine durdururdu bayramlar.

Durmak düşünmeye kapı aralamak demektir.

Sevinci de hüznü de acıyı da bekleyişleri de besler bu yüzden.

İçimde gittikçe büyüyen bir hüzün adası var; size sevinci, mutluluğu, coşkusu düşsün bayramın dostlar.

Bugün “nisan”ın (benim doğduğum ay) yarın “ramazan”ın son günü.

“Mayıs” bayramlarla geliyor, dünyevî ve uhrevî bayramlarla. Bahar, daha bir saltanatını kuruyor dünyamıza, rüyamıza.

Benim için, Yahya Kemal’i hatırlatır bir şekilde, “tenha” ve “neşesiz” geçti bu ramazan.

Bundandır bayramın gölgesinin boynu bükük düşmesi hayatıma.

Ne güzel demiş şair:

“Çağrılı gülücükle gelecek değildi ya,

İşte kasımpatılar, işte el titremesi;

Ve kalbimdeki dolup boşalmalar, depremler.

Uzaklarda sanılan yarım yüzyıl geldi ya:

Artık kolay olmuyor ‘akşam olsun’ demesi…” (Gültekin Sâmanoğlu)
[1] Tevfik Fikret, “Halûk’un Bayramı”, Rübâb-ı Şikeste, Haz. Abdullah Uçman-Hasan Akay, Çağrı Yayınları, İstanbul 2005, s. 210-211.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.