Site Rengi

enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp
DOLAR
16,9730
EURO
17,5186
ALTIN
982,66
BIST
2.393,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya
Açık
29°C
Sakarya
29°C
Açık
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C
Cuma Az Bulutlu
27°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
25°C

Muharrem Dayanç : Öykünün Ve İnsanın Küçürek Olanı.

Muharrem Dayanç : Öykünün Ve İnsanın Küçürek Olanı.
29.05.2022 12:09
0
A+
A-

ÖYKÜNÜN VE İNSANIN KÜÇÜREK OLANI

“Bütün yaşanmışlıklarımı sığdırabileceğim bir ev hayal ediyorum, geçmiş ve geleceğimle içine konuk olacağım.

Gökyüzünü seyredeceğim.

Etrafında yalın ayak gezeceğim.

Dostlarımın yolunu gözleyeceğim.

Bir de doğduğum bahçede olursa…

Daha ne isterim!

Kütüphane olsun isterim benden sonra.

Kitapları, çocukları, kedileri, ağaçları, çiçekleri, kuşları eksik olmasın.

Kışın karı, yazın rüzgârı bir de.

Serçeler yıldızları seyre dalsın saçaklarında, taraçalarında; misafirler, güneşin doğuşuna tanıklık etsin pencerelerinde, verandalarında.

Şimdi fark ettim, “son” kelimesi “hüzün” kelimesiyle ne kadar yakışıyor birbirine.

Son hayalim bu.

Hüzün sarmaşıklarının kelimelerime dolanması bundan.

Olur mu derseniz?

Olsun isterim.

Bu benim “son” hayalim.

Hayallerin de sonuna gelmek evet hüzünlü, ama güzel de.”

Tırnak içindeki anlatının türü sizce ne olabilir?

Günlük de diyebilirsiniz geleceğe mektup da.

Küçük bir iç çekiş de bir anlık duygulanma da.

Sabır/bereket sağanağı da beyin fırtınası da.

Bana sorarsanız “küçürek öykü” bu.

Duyguların mümkün olduğunca az ve öz kelimeyle, etkili, çarpıcı bir dille anlatıldığı, bir ânın, bir duygu sarmalının, beklenmedik bir kırılmanın ince ince okurun iç dünyasını yokladığı metin yani.

Ara bir tür, eşikte bir anlatım, yeni ve özgün kelimeler/imgeler iklimi.

Pek zamanı kalmayan insanların, iç dünyalarında biriktirdiklerini tohum, iksir hâlinde sakladıkları, kelimeden mahfazalar başka bir deyişle.

Sözcüklerin damlaya damlaya sütuna dönüştükleri, hatıra anıtları oluşturdukları siyah-beyaz bir sonsuzluk âlemi.

Bu ve buna benzer yüzlerce metin var belleğimde.

Okuduğunuz en uzunlarından.

Yazmakla yazmamak arası bir duygu dünyasına beni taşıyan, yayımlamakla yayımlamamak konusunda tedirgin eden hassas bir konu bu bahis benim için.

İçime tuttuğum aynayı okurla paylaşıp paylaşmama konusundaki tereddüt ve tedirginliğim, kararsızlığımı besliyor.

Gerek var mı bu kadar içini dökmeye, üç beş dakika bile vakti olmayanlara?

Böyle bir yazı ortaya çıktığına göre, iç dünyam kalemime izin vermiş, rıza göstermiş.

Bir pencere açmış, yazı cehenneminin okur denen hayal avcılarına.

Madem öykünün kısası, meramın fazla uzatılmadan anlatılanı makbul, lafı uzatmayalım, birkaç küçürek öyküyle yazıyı bitirelim.

Okurdan gelecek sese göre ya karartalım pencereleri tamamen ya yenilerine ışık aralayalım.

 “ÖLÜM

Sus, dedim iç sesime.

O kelimeyi bir daha duymak istemiyorum.

Dostlarıma sözüm var, bitmemiş kredi borcum bir de.”

 “CEHENNEM

Her yaz dünyayı ziyaret ettiğini duydum.

Ziyaretçilerini merak etmeye başladın demek.

Oysa ben seni hep yukarılarda bir yerlerde düşünmüştüm.

İnsanın bitmeyen hırsından, doymayan gözünden, kök salan kibrinden doğuyormuşsun.

Biliyorum, bir gün tam geleceksin, gitmeyeceksin.

Bir müjde de benden, insan el attığı yeri kurutuyor.

Sıra şehirlere, nehirlere geldi.”

 “YETER

Uzun bir ömrü kalmadı dünyanın.

İnsanın.

Rüyanın.

Küçük adımlarla büyük uçuruma gidiyoruz.

Az kelime az imge az gürültü.

Sesimi karıncalar duysun yeter.”

Hatırladıkça mutluluk katsayımı yükselten küçürek bir yaşanmışlıkla penceremi örtüyorum şimdilik.

Yeni ışık ve anılar umuduyla:

“Öğretmenlikte ilk yılım.

Dönem sonu.

Son ders.

Son ânlar.

Karneleri dağıtıyorum.

Takdir ve teşekkür belgelerini vermeden önce geçmişe gidip kinayeli bir dille konuşuyorum:

– Eğitim hayatım boyunca hiç takdir ve teşekkür almadım.

İnanmayan gözlerle beni süzüyorlar.

Aldırmıyor, devam ediyorum;

-Bu yüzden aldığınız takdir ve teşekkürlerde gözüm var.

On üç, on dört yaşlarında masmavi ve aydınlık gözleriyle bana şefkat gülücükleri gönderen bir öğrencim, içindeki minnet duygularını bir konfeti gibi gökyüzüne fırlatıyor:

-Hocam, bizden o kadar çok takdir aldınız ki!”

KAYNAK : https://t54.com.tr/makale/10430588/muharrem-dayanc/oykunun-ve-insanin-kucurek-olani

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.