Site Rengi

enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp
DOLAR
17,9331
EURO
18,4099
ALTIN
1.039,38
BIST
2.864,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya
Az Bulutlu
30°C
Sakarya
30°C
Az Bulutlu
Pazar Hafif Yağmurlu
27°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Az Bulutlu
30°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C

Yunus Mektebinde Edebiyat Okumak.

Yunus Mektebinde Edebiyat Okumak.
18.07.2022 08:18
0
A+
A-

YUNUS MEKTEBİNDE EDEBİYAT OKUMAK

Muharrem Dayanç

Bu ay Türk Edebiyatı dergisinde (Temmuz 2022) şiirlerinden hareketle Yunus Emre’nin iç dünyasına ayna tutmayı önceleyen bir yazı kaleme aldım.

Bunun için de bu Türkmen kocasının şiirlerinden, kendimce öne çıktığını düşündüğüm bazı metinleri seçtim.

Öne çıkan metinleri, bir modern edebiyat araştırmacısı gözüyle yorumlayıp izah etmeye çalıştım.

Bunlardan biri, şairin “söz” redifli gazelinde yer alan iki mısraydı ki beni yıllarca meşgul etmişti. Ve yine bence, bu iki mısra üzerinde bugüne kadar hak ettiği ölçüde durulmamıştı.

Üstünkörü üç beş göndermeyi dışarıda bırakırsak bu dizeler doğru dürüst fark edilmemişti bile. Zaman zaman aşırı yorumlara da kaçsam bu dizeleri bugünün bakış açısıyla, yine günümüz şiir okurunun rahatlıkla anlayabileceği bir dille çözümlemeyi denedim.

“Eksiğiyle fazlasıyla ancak el attıklarımız ve denediklerimiz bizimdir.” dedikten sonra neler söylediğime buyurun birlikte göz atalım:

“Kişi bile söz demini demeye sözün kemini

Bu cihân cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz

(Kişi söyleyeceği sözün ölçüsünü, yerini, zamanını iyi bilmeli, iç ve dış unsurlar oluşmadan yerli yersiz konuşmamalı, kem söz söylememelidir. Yerinde, zamanında, ölçülü söylenen söz tılsım/keramet gibidir ve öylesine etkilidir ki içinde barındırdığı kötülüklerle cehennemi andıran dünyayı mucizevî bir şekilde sekiz cennete çevirir.)

Ana hatlarıyla yukarıdaki gibi açıkladığımız bu iki dize üzerinde düşünmeye devam edelim.

“Kelime” sözcüğünün çoğulu ve Allah’ın sıfatlarından biri olan “kelâm” ibaresi “bir fikri tam olarak anlatan söz” demektir. Bu sözcük “yaralamak, etkilemek” manasındaki “kelm” kökünden gelir.

Yunus Emre’yi kendi zamanındaki diğer insanlardan ve sonraki asırlarda şiir söyleyenlerden ayıran temel özelliklerden biri “söz”ün bu ilâhî vasfına, inceliğine, değerine vakıf olması, onu, sade, derin ve etkileyici bir tarzda söyleyebilme hünerine (sehl-i mümteni) mâlik bulunmasıdır.

“Söz” redifli manzumesi bu söylediklerimizi doğrular ve etkisi günümüze kadar gelen anlam ve söyleyiş katmanlarını içinde barındırır.

Tahür’ül Mevlevî’nin yaklaşımıyla klasik anlayışta belagat, “Sözün fasîh olmakla beraber muktezâ-yı hâl ve makama mutâbık olmasıdır.” şeklinde tanımlanır. Bu tanım bugünkü Türkçeye, “Sözün, yalın/sade/anlaşılır olmakla beraber (söylenen) duruma, bireyin-toplumun psikolojisine, (söylenen) mekâna, ortama uygun olarak ifade edilmesidir.” şeklinde aktarılabilir.

Yunus Emre; şiir diliyle, bu türün imkânlarıyla (ve elbette Türkçeyle) klasik anlamda edebiyat tanımı yapan ilk insanlardan biri olmalıdır. Kişinin “sözün demini bilmesi”, “sözün zamanında, kıvamında, yerinde, ölçülü söylenmesi”; “sözün kemini dememesi”, “yersiz, zamansız, ölçüsüz gelişigüzel söz söylenmemesi” anlamında düşünülebilir. İki cümleciği birleştirdiğimizde, edebiyatın klasik tanımına ulaşırız.

İkinci dizede sözün bir başka yönüne vurgu yapılır.

Bu da yaşanılan kötü bir ânın, zamanın, edebiyatın iyileştirici, onarıcı, diriltici etkisiyle telafi edilmesi durumudur.

Edebiyatın hayalî (görece) dünyalar kurmak yoluyla, gerçek hayatın imkânsızlıklarının, olumsuzluklarının bireye ve topluma etkisini en aza indirmesi, yani bir nevi katharsis, hem Yunus Emre’nin zamanı hem de günümüz için değerlidir.

Yunus Emre’nin yaşadığı yüzyıl her anlamda zorlu, meşakkatli ve yıpratıcıdır.

Yaşanan bütün olumsuzlukları “cehennem” metaforuyla dile getiren Yunus, bunu tedavi ve telafi etmenin yollarından birinin sözün gücünden yararlanmaktan geçtiğini bilir.

Böyle süreçlerde kullanılacak dil, sorunları büyütebileceği gibi, çözme konusunda imkân ve katkılar da sunabilir.

Katkıdan kastımız sevgi dilinin benimsenmesi, yaygınlaştırılması durumudur ki bu tercih Yunus Emre anlayışının ana istikametini gösterir.

Bireylerin ve toplumun yaşadığı acılar, kaygılar, umutsuzluklar öncelikle insanların gönüllerine dokunmakla, yani sözün onarıcı gücünden yararlanarak, yerinde, olgun ve sevdirici bir dili hâkim kılmakla giderilebilir.

Söz/dil kavramını burada, insanlar arasında sadece iletişimi sağlayan bir araç olarak görmemek, devletle halk arasındaki gönül bağını oluşturan ana unsurlardan biri olarak da düşünmek gerekir.

Modern millet anlayışının temelinde, her şeyden önce, gerçek veya mecazî anlamda dil ve gönül birliğinin gelmesi Yunus Emre’nin söylediklerini daha da değerli kılar.”[1]

Gelelim günümüze.

Kelimelerle kirletilmiş bir dünyada yaşıyoruz.

Köhne, eskitilmiş, anlamından bağlamından uzak düşmüş ölü kelime ve imgeler hayatımızı belirliyor.

Her kelime bizi çıkmaz bir sokağa, dönüşü olmayan bir yolculuğa, sonu gelmeyen bir kafa karışıklığına çıkarıyor. İnsanın maddi ve manevi en ince noktalarına bile etki edebilen tek olgu, tek araç sözcükler de ondan.

Bu yüzden kirlenen ve kararan dünyamızı, içimizi-dışımızı onaracak tek doktor, tek merhem de kelimeler.

Yani sanat, yani edebiyat.

Bu ilk insandan beri böyle.

İnsanı insana taşıyan, anlatan, gösteren tek ayna yine kelimeler.

Dermanını içinde taşıyan dert.

Konuştukça dili çözülmüş insanın.

Biteviye konuşmaktan da önemlisinin yerinde, zamanında, kıvamında konuşmak olduğunu fark etmiş neden sonra insan. Bunu fark edenlerin başında Yunus geliyor. Hâlâ okunmasının, sevilmesinin, benimsenmesinin nedeni bu.

Geleceğe kalması, bugüne nüfuz etmesi de bundan.

Öyle şeyler söylüyor ki yaşadığı zamandan zamansızlığa kanatlanıyor, sonsuzluğa tebdil ediyor kelimeleri.

Mekânın donuk, kuşatan, daraltan, sınırlandıran cenderesini kırıyor hayal gücüyle. Kaba kuvvete yaslanan bütün yaklaşımları elinin tersiyle itiyor, sevgiye yol veriyor insana çıkan her olguda.

Hepsinden önemlisi, kıymetlisi, değerlisi ne yaptığını biliyor.

Sözün gücünün ve nereye gittiğinin farkında.

Edebiyatın tüm zamanlara bakan yüzünü çok erken denebilecek bir çağda keşfetmiş, onu evrensel ve ölümsüz yapan da bu biraz.

Edebiyat tarihçileri kızacak belki ama edebiyatı bizde, hatta dünyada, bugünküne en yakın şekliyle tanımlayan, “söz”ün gücüne vurgu yapan, bu sanat dalının hiç de yabana atılmayacak bir yöntemle çerçevesini çizen ilk düşünürlerden biri o. Hem de ezberlenmiş, kanıksanmış, devre ve ideolojiye göre değişen bir tanım ve yaklaşım değil bu.

Bütün tariflerin kendisinden yüz çeviremeyecekleri sağlamlıkta, özü yakalayan bir incelik ve farkındalıkla yapıyor bunu. Bilimin de temelini oluşturan tanımlar/tarifler, nitelikli eserlerden bilge akılların süzdüğü hikmetli ve muhtasar “öz”ler değil midir ki zaten?

Elbette öyledir.

Bu yüzden benim ilk edebiyat öğretmenim Yunus’tur desem abartı da olmaz yanlış da.

O, şiirlerini söylerken sadece öğüt vermez, nasihat etmez, ince ince dokundurmalarda bulunmaz, çıkınından yumuşak/ipeksi sözcükler çıkarmaz; edebiyatın, “söz”ün gücünü de, değerini de, kıymetini de, nedenini de, nasılını da, niçinini de dikkatli okurlarına fark ettirir. Hem de her okuyuşta yeni bir köşesini açarak sevgi, hayal ve anlam dünyasının.

Yunus’u okumak yalnızca yüzyıllarca derinliğe/geçmişe inmek değil, insanın kendi özüne doğru bir yolculuğa da çıkmasıdır. En anlamlı, en gizemli, en bitmez yolculuğa.

Sıra, Yunus’tan ilham alarak, geleceğe bırakmak istediğimiz küçürek bir şiirde.

Annesiz geçen ikinci bayramdan sonra içimin sesinin kelimelere bürünmüş hâli.

Birlikte okuyup yazıya nokta koyalım:

her gurbete gidişte

kelimelere sarılmış

dualar serperdi

arkamdan

çıktıktan sonra

dönüşü olmayan yola

her gün her saniye

defne yeşili gözleri

uç verir içimde

ve hiç dinmez

çocukluktan kalma bir ses

kalbimde

anne, anne, anne

[1] Muharrem Dayanç, “Yunus Emre Ne Söyler?”, Türk Edebiyatı, Sayı: 585, Temmuz 2022, s. 27.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.